BİR ÜSKÜDAR MASALI

 

Yeşilin etrafa hükmettiği bir dünya… Her bucaktan nergislerin, sümbüllerin, zambakların, leylakların o mis kokusu…  Öğle güneşini yedikten sonra boynunu büken ama her sabah yeniden doğuyormuş gibi dirilen… Çeşit çeşit, rengârenk menekşeler… Gelin edalı süzülüşleri bakanda bir esenlik, tazelik hissini uyandırıyor. Sabahları cıvıl cıvıl kuşların kendince çığırtkanlıkları arasında taş kaldırımdan yürümek. Ekmek tekneme geldiğimde ise komşu esnaflarımın hal hatırını sormak… Esnafın her başı sıkıştığında yanına gittiği, derdini anlatıp çoğu zaman dermanını da bulduğu, esnafın, Amca bey dedikleri, çarşının en yaşlı esnafı. Bir aktar dükkânıyla kimseye muhtaç olmadan bu yaşa gelmişti. Beyaz sakalı ve dökülmüş saçlarıyla karşısındaki insanın hemen sevgisini kazanıyor ve yerli yerince konuşmasıyla bilgiçliğini istemeden de olsa ortaya koyuyordu. Bir de geçim kaygısı yüzünden evini barkını bırakıp gelen İdris usta var. Her sabah bu kadar enerjiyi nereden alıyor bilmem.  Çaycıya dükkânından, ulaaa uşağım! Ha ordan bana bi çay gönder da, deyişi yok mu, o zaman başlıyor dükkânlar arası söz atışmaları. Sabah sabah uykularından uyandırılmış küçük çocuklara bu sayede eğlence çıkmış oluyordu. Hatta el çırpıp taraf tuttukları da olurdu. İstanbul efendisi Mehmet usta da bu gürültüye İstanbul ağzıyla iştirak eder, efendilerim! Sabahı şerifleriniz hayır ola demek yerine, yine çevirdiniz koca çarşıyı kadınlar hamamına, diyerek eline aldığı toz süpürgesini ayakkabılara sert sert dokunduruyordu. Oranın birde hattat’ı vardı ki dillere destan. Bir elinde bin marifet diye buna denir. Gönlünden geçeni kaleminden düşen mürekkeple şekillendirir. Eskiye dayalıysa yazacakları, kuyruklu harflerin kuyruklarını daha da uzatır, kafası karışıksa bin âlim birleşse okuyamayacağı yazılar yazardı. Bir de esnaf arasındaki güne damgasını vurmuş cümleleri yazar, kapının üzerindeki ‘günün sözü’ tabelasına asardı. İnsanın kalbini saate benzeten Remzi Efendi vardı ki sohbetine doyum olmaz. Bir kez muhabbetinin tadını alan bir hafta sonra, köstekli saatimden ses geliyor bahanesiyle Remzi efendinin eşiğini aşındırır, o da tatlı bir latifeyle saatten gelen sesin, bozuk oluşundan değil çalışmasının alameti olduğunu söylerdi. Az ileride ‘gevrek, taze taze, sıcak sıcak, İzmir gevreği bunlar diye avazının çıktığı kadar bağıran simitçinin, taze simit kokuları, iştahlarını açar ve sıcacık çayla sabah kahvaltısını da öylece aradan çıkarılırdı.

Bir Üsküdar sabahı bu denli renkli, bu denli neşeli. Yaşamanın tadına varıldığı bir zaman dilimiydi. At arabalarının, tangır tungur ederek insanları uykularından uyandırdıkları sabahlar… Güneş üzerime doğmasın diye sabah ezanlarıyla güne başlayan Üsküdarlılar. Tadına vara vara yaşamak bu olsa gerek…

 

 

Zeynep ERDEM

İlahiyat Fak. 2/A

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !