Türk Demek Türkçe Demektir

 

 

Batılılaşmanın tarihte birçok örneğine rastlayabiliriz fakat günümüzde tek farkı isimleridir. Zamanında Perslerin yaptığı Mistisizm, Makedonların yaptığı ise Helenizm diye adlandırılmıştır. Bu topraklarda her çağda, her kurulan imparatorluk zamanında, bir batılılaşma veya Doğu-Batı kültür sentezi yaratılmak istenmiştir. Yani yaşadığımız bu coğrafya şu an çektiğimiz sıkıntılara fazlasıyla bağışıklık kazanmıştır. O yüzdendir ki tepkisizliğimizin sebebi budur. Ama gerçekte durum öyle değildir ve olmamalıdır.

 

          Büyük İskender’in hayaliydi Doğu ile Batıyı birleştirmek, harmanlamak. Nitekim kısmen başarılı da oldu. O’nun zamanından önce Perslerin egemenliği altında birleşmişti Doğu ile Batı. Satraplıklara ayırdığı topraklarını zalimlikle yönetiyordu Xerez veya ondan hiçbir farkı bulunmayan Darius. Büyük İskender’in hayali despotluk veya kötülük imparatorluğu kurmak değildi. İstediği tek şey Doğusu ile Batısı bir olan imparatorluktu. Birbirinden üstün olmayan, birbiriyle kaynaşmış tek bir kültür hayal ediyordu. O’nun istediği ayrımcılıkları yok etmekti. Neredeyse başarıyordu bu hayalini. İki büyük kıta ve iki büyük kültürü bir araya getirmişti. Fakat bu durum çok uzun sürmedi. Ölümünün ardından kurduğu, birleştirdiği her şey yerle bir oldu. Buna o muazzam hayalleri de dahil.

 

         Büyük İskender’den sonra bu topraklara Romalılar geldi. Onlarda tamamen kendi kültürlerini yerleştirmekle uğraştılar ve kısmen bunda başarılıda oldular. Ardından gelen Selçukluların da çok büyük bir farkı yoktu; Romalılardan özellikle son dönemlerinde. En son Osmanlı İmparatorluğu yerleşti bu topraklara. Ne Perslerin, ne Romalıların, ne de buna benzer diğer imparatorlukların yaptıklarını yaptı Osmanlı İmparatorluğu. Osmanlı kimseye karışmadı, çeşitli nedenlerle ve yöntemlerle baskı kurmadı, insanları himayesindeki topraklarda özgür bıraktı. Büyük İskender’den sonra ilk defa tekrar altın çağını yaşıyordu bu topraklar ve bunu, böyle yaşamayı özlemişti. Osmanlı İmparatorluğu farklı dilde, dinde, ırkta olanları hoşgörü ile yönetti ta ki son zamanlarına kadar. Artık O’da niteliğini kaybetme noktasına gelmişti. İşte tam o sıra Türkiye çıktı ortaya. Ortaya çıktığı şartlar göz önüne alınırsa Osmanlı ve Büyük İskender gibi davranması beklenmiyordu ama en azından onlar gibi olmaya çalışmalıydı da. Keza Mustafa Kemal Atatürk sayesinde onlar gibi olmaya çalışmaktan öte, onlardan daha da iyi olmaya başlıyorlardı. Fakat tıpkı Büyük İskender’de olduğu gibi Atatürk’te vefat ettikten sonra o’nun kurduğu her şey yerle bir oldu. Ardından gelenlerde ise ne Büyük İskender’in hayali, ne Osmanlı’nın koruyuculuğu, ne de M.K. Atatürk’ün bilgeliğinden kalmıştı. Bırakın başka ırk ve milletten olanları korumayı, artık kendi halkına, kendi diline bile sahip çıkamaz olmuştu. Yaşadığı toprağın geçmişini bırakın kendi geçmişini bile unutmaya yüz tutmuştu bu son nesil.

 

         Madem ki bu kadar unutulmaya yüz tutmuş, ufak bir hatırlatmada fayda var. Tarihimizde ilk Batılılaşma hareketleri Tanzimat Fermanı ile başladı ve günümüze kadar devam etti. Daha önce de söylemiş olduğum gibi günümüzde değişen tek tarafı adı olmuştur. O dönemlerde faydalı bir hareket olarak gözetilen Batılılaşma gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hâl almaya başlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte neredeyse yok olmaya başlayan bu Avrupa özentisi, Atatürk’ün vefatının ardından çığ gibi büyümüştür. Batılılaşma ilk başlarda birkaç kelime alımı ile başladı, ardından nesir ve nazımda yenilik olarak devam etti. Kitaplarımız, romanlarımız konularını batıdan almaya başladı. Bilim dilimizi de tamamen onlara kaptırdıktan sonra Batılılaşma bilim ve ilim alanında yenilik olmaktan çıkıp: Batı özentisi halini aldı. Şimdilerde o kadar kötü duruma gelmişiz ki dilimizi unutmaya yüz tutmuşuz. Durumumuz bu kadar vahim iken Atatürk’ün şu sözlerini hatırlatmayı uygun gördüm. “Batı uygarlık ve tekniği Türk’ün yükselmesi için, Türklük şuuru yoğrularak alınacaktır.” Veya Ziya Gökalp’in; “ Türk harsı içinde çağdaşlaşmak.” Sözlerini anımsayabiliriz.

 

         Günümüzde, cumhuriyet dönemin de dilimizdeki Arapça-Farsça kelimelerden kurtulup, yazının değişmesi ile İslam aleminden kopup, Atatürk’ten sonra çağdaşlaşma emelinin Batı özentisine dönüşmesi ile başlamıştır ve halen devam etmektedir.

 

         Zamanında Romalıların Keltlere, İngilizlerin İrlandalılara yaptıklarını şimdi bizim üzerimizde uygulamaya kalktıkları ayan beyan ortadadır. Fakat milletimiz bütün bu yapılanlara karşı çıkmak şöyle dursun adeta üç maymunu oynamaktadırlar.

 

         Durumumuzun ne kadar vahim bir hâl aldığını Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu şöyle özetlemektedir: “Neredeyse bir nesil içinde Osmanlıca’dan Öztürkçe’ye, oradan da ‘Anglomanca’ diye tabi edeceğim yeni garip dile geçtik.” Beyler! Hanımlar! Bu durum böyle devam etmemeli. Batılılaşma hevesi veya özentisi içinde biz fark etmeden her şeyimizi kaybediyoruz. Kültürümüz, âdetlerimiz, örfümüz ve en önemlisi dilimiz değişiyor. Yok oluyor! Karamanoğlu Mehmet Bey’in dilimiz için yaptıklarını ne çabuk unuttunuz. Madem Türkçenin savunucusu Karamanoğlu Mehmet Bey’i unuttunuz, son dönemde yetiştirdiğimiz en büyük bilim adamı ve dilimizin yılmaz savunucusu Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nu da mı unuttunuz? Türkçe için yaptıklarından haberi olanınız var mı? “Türkçe giderse, Türkiye gider.” Diye özetlemiştir kendi dil savaşını Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu. Türkçe için yaptığı sayısız çalışma sayesinden binlerce vatandaşımız yattıkları yerden kalkıp, ellerini taşın altına koymaya başladılar. Daha hiçbir şey bitmedi!

 

         Unuttuğumuz ve hatırlatmak istediğim bir cümleyi tekrar paylaşacağım sizlerle. “Türk demek, Türkçe demektir; ne mutlu Türk’üm diyene.” Demiştir Atatürk. Meğer neleri unutmuşuz Batılılaşma sevdası için. Eğer biz milletimizin bu derin uykudan uyanmasını istiyorsak, ellerimizi hiç korkmadan o taşın altına koymalıyız. Ancak o zaman üzerimizde oynanan oyunları bozabilir ve kültürümüzü, dilimizi kurtarabiliriz.

 

         En büyük kültür ve dil savunucumuz olan Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere son vasiyeti şudur: “Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek, Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük uygarlığa ancak bu yolla kavuşur.”

 

         Sanırım her Türk’ün yerine getirmesi gereken tek ve en önemli vasiyet budur!

 

 

 

                                     Gökhan Sefa KILIÇKAYA

                              Maliye I. Sınıf II. Öğretim B Şubesi

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !